Basında ve açık kaynaklı haber sitelerinde yer alan bilgilere göre, İstanbul Sanayi Odası (İSO) ile Kapadokya Üniversitesi iş birliğinde, 14.01.2026 tarihinde İSO Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda bir toplantı gerçekleştirildi. “Yapay Zekânın İşgücü Piyasasına Etkileri ve İnsan Kaynağında Yeni Yeterlilikler İhtiyacı” başlığıyla düzenlenen bu toplantıda, Türkiye sanayisinin, iş gücünün ve toplumun geleceği çok boyutlu olarak ele alındı.


Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, konuşmasında özetle sanayi firmalarının teknolojiye kapılarını açma konusunda ciddi bir gayret içinde olduklarını ifade ediyor. Ancak yapay zekâ söz konusu olduğunda, sanayi tarafında daha karmaşık bir gerçekliğin karşımıza çıktığını da vurguluyor.


Firmaları yönetenlerin iyi niyetle teknolojiyi içeri almaya çalıştıklarını; buna karşın en zor kısmın organizasyon kültürünü dönüştürmek, insan kaynakları politikalarını ve kariyer planlama modellerini baştan sona yeniden düşünmek olduğunu belirtiyor. Bugün hem dünyada hem de ülkemizde pek çok büyük sanayi şirketinin hâlâ 20. yüzyılın ilk yarısının kurallarıyla yoluna devam ettiğini unutmamak gerektiğinin altını çiziyor.


Ayrıca mühendislik disiplinlerinde artık yalnızca teknik yeterliliğin yeterli olmadığını; veri okuryazarlığı, büyük veriyle çalışma becerisi ve yeni süreçleri tasarlayıp hayata geçirebilme yetkinliklerinin giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade ediyor.

Eski Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer ise konuşmasında, yapay zekâ çağında iş pozisyonlarını koruyabilmenin yolunun hayat boyu öğrenmeden geçtiğini vurguluyor. Artık bunun bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu belirtiyor. Diplomanın hâlâ önemli olduğunu; ancak bazı meslek alanları daralırken yenilerinin hızla ortaya çıktığını, bu nedenle kısa ve odaklı eğitimlerle öğrenmeye devam etmenin kritik hâle geldiğini dile getiriyor.


İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da yapay zekâya yalnızca “bize ne kazandırır?” sorusuyla bakmanın yeterli olmadığını; asıl olarak “neyi dönüştürür ve biz bu dönüşüme nasıl uyum sağlarız?” sorularının sorulması gerektiğini ifade ediyor.

Teknolojik gelişmelerin sanayi ve toplum düzeyinde kalıcı ve sürdürülebilir etki yaratabilmesinin, insan sermayesinin bu dönüşüme entegre edilmesiyle mümkün olacağını vurguluyor. Bugünün dünyasında rekabet gücünün, sahip olunan diplomadan çok; sürekli güncellenen bilgiye, gelişen becerilere ve değişimi yönetebilme yetkinliğine dayandığını özellikle belirtiyor.


Dikkat çekici olan şu ki; sıklıkla dile getirdiğimiz bu başlıkların, devlet, eğitim ve iş dünyasından gelen farklı aktörler tarafından da benzer şekilde ifade edilmesi. Konuşmalarda, şirketlerde yapılan teknolojik yatırımların ne kadar verimli kullanıldığı sorgulanıyor; köklü kültürel değişimin gerekliliği, insanın rolü, sürekli öğrenme ve değişimin kaçınılmazlığı tekrar tekrar vurgulanıyor. Buna rağmen, yapılan değerlendirmelerin hâlâ büyük ölçüde temennilerin ötesine geçemediği de hissediliyor.

Yeni dönemde, geçmişin kurallarına takılı kalmadan, mevcut durumu doğru okuyarak ilerlemek gerekiyor. Değişimin mantığını kavramak, sürdürülebilir olmak, sürekli taze kalmak ve yapılan teknolojik yatırımların gerçekten işe yarar ve verimli hâle gelmesini sağlamak artık kritik bir gereklilik. Mümkün olanın sınırlarını genişletmek, kapsamı artırmak ve daha ileriye gitmek ancak bu bakış açısıyla mümkün görünüyor.


Asıl mesele, yapay zekâya yatırım yapıp yapmamak değil; bu yatırımı hangi zihniyetle, hangi organizasyon yapısıyla ve hangi insan kaynağı anlayışıyla hayata geçirdiğimizde düğümleniyor. Teknoloji tek başına dönüştürmüyor; onu anlamlandıran, iş süreçlerine yerleştiren ve insanla buluşturan bir yaklaşım olmadığı sürece, beklenen etki de ortaya çıkmıyor.


Bugün birçok kurumda tereddüt yaratan konu tam olarak burada başlıyor: Bu dönüşüm nereden başlamalı, hangi adımlar önceliklendirilmeli, kimler süreci sahiplenmeli ve bu değişim günlük iş yapış biçimlerine nasıl yansıtılmalı? Sorular net; ancak cevaplar çoğu zaman dağınık ve parçalı kalıyor.


Oysa bu tür dönüşümler, yalnızca teknik bilgiyle değil; organizasyonu bir bütün olarak okuyabilen, farklı disiplinleri aynı hedef etrafında hizalayabilen ve süreci uçtan uca yönetebilen bir bakış açısıyla ilerleyebiliyor. Deneyimin, metodolojinin ve dışarıdan gelen sağlıklı bir perspektifin katkısı da tam bu noktada anlam kazanıyor.


Yapay zekâ çağında fark yaratanlar, teknolojiye en erken yatırım yapanlar değil; değişimi doğru çerçeveleyen, insanı merkeze alan ve bu yolculuğu bilinçli yönetenler olacak.


DR. H.MURAT ÇEKİCİ

Basında ve açık kaynaklı haber sitelerinde yer alan bilgilere göre, İstanbul Sanayi Odası (İSO) ile Kapadokya Üniversitesi iş birliğinde, 14.01.2026 tarihinde İSO Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda bir toplantı gerçekleştirildi. “Yapay Zekânın İşgücü Piyasasına Etkileri ve İnsan Kaynağında Yeni Yeterlilikler İhtiyacı” başlığıyla düzenlenen bu toplantıda, Türkiye sanayisinin, iş gücünün ve toplumun geleceği çok boyutlu olarak ele alındı.


Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, konuşmasında özetle sanayi firmalarının teknolojiye kapılarını açma konusunda ciddi bir gayret içinde olduklarını ifade ediyor. Ancak yapay zekâ söz konusu olduğunda, sanayi tarafında daha karmaşık bir gerçekliğin karşımıza çıktığını da vurguluyor.


Firmaları yönetenlerin iyi niyetle teknolojiyi içeri almaya çalıştıklarını; buna karşın en zor kısmın organizasyon kültürünü dönüştürmek, insan kaynakları politikalarını ve kariyer planlama modellerini baştan sona yeniden düşünmek olduğunu belirtiyor. Bugün hem dünyada hem de ülkemizde pek çok büyük sanayi şirketinin hâlâ 20. yüzyılın ilk yarısının kurallarıyla yoluna devam ettiğini unutmamak gerektiğinin altını çiziyor.


Ayrıca mühendislik disiplinlerinde artık yalnızca teknik yeterliliğin yeterli olmadığını; veri okuryazarlığı, büyük veriyle çalışma becerisi ve yeni süreçleri tasarlayıp hayata geçirebilme yetkinliklerinin giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade ediyor.

Eski Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer ise konuşmasında, yapay zekâ çağında iş pozisyonlarını koruyabilmenin yolunun hayat boyu öğrenmeden geçtiğini vurguluyor. Artık bunun bir seçenek değil, zorunluluk olduğunu belirtiyor. Diplomanın hâlâ önemli olduğunu; ancak bazı meslek alanları daralırken yenilerinin hızla ortaya çıktığını, bu nedenle kısa ve odaklı eğitimlerle öğrenmeye devam etmenin kritik hâle geldiğini dile getiriyor.


İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan da yapay zekâya yalnızca “bize ne kazandırır?” sorusuyla bakmanın yeterli olmadığını; asıl olarak “neyi dönüştürür ve biz bu dönüşüme nasıl uyum sağlarız?” sorularının sorulması gerektiğini ifade ediyor.

Teknolojik gelişmelerin sanayi ve toplum düzeyinde kalıcı ve sürdürülebilir etki yaratabilmesinin, insan sermayesinin bu dönüşüme entegre edilmesiyle mümkün olacağını vurguluyor. Bugünün dünyasında rekabet gücünün, sahip olunan diplomadan çok; sürekli güncellenen bilgiye, gelişen becerilere ve değişimi yönetebilme yetkinliğine dayandığını özellikle belirtiyor.


Dikkat çekici olan şu ki; sıklıkla dile getirdiğimiz bu başlıkların, devlet, eğitim ve iş dünyasından gelen farklı aktörler tarafından da benzer şekilde ifade edilmesi. Konuşmalarda, şirketlerde yapılan teknolojik yatırımların ne kadar verimli kullanıldığı sorgulanıyor; köklü kültürel değişimin gerekliliği, insanın rolü, sürekli öğrenme ve değişimin kaçınılmazlığı tekrar tekrar vurgulanıyor. Buna rağmen, yapılan değerlendirmelerin hâlâ büyük ölçüde temennilerin ötesine geçemediği de hissediliyor.

Yeni dönemde, geçmişin kurallarına takılı kalmadan, mevcut durumu doğru okuyarak ilerlemek gerekiyor. Değişimin mantığını kavramak, sürdürülebilir olmak, sürekli taze kalmak ve yapılan teknolojik yatırımların gerçekten işe yarar ve verimli hâle gelmesini sağlamak artık kritik bir gereklilik. Mümkün olanın sınırlarını genişletmek, kapsamı artırmak ve daha ileriye gitmek ancak bu bakış açısıyla mümkün görünüyor.


Asıl mesele, yapay zekâya yatırım yapıp yapmamak değil; bu yatırımı hangi zihniyetle, hangi organizasyon yapısıyla ve hangi insan kaynağı anlayışıyla hayata geçirdiğimizde düğümleniyor. Teknoloji tek başına dönüştürmüyor; onu anlamlandıran, iş süreçlerine yerleştiren ve insanla buluşturan bir yaklaşım olmadığı sürece, beklenen etki de ortaya çıkmıyor.


Bugün birçok kurumda tereddüt yaratan konu tam olarak burada başlıyor: Bu dönüşüm nereden başlamalı, hangi adımlar önceliklendirilmeli, kimler süreci sahiplenmeli ve bu değişim günlük iş yapış biçimlerine nasıl yansıtılmalı? Sorular net; ancak cevaplar çoğu zaman dağınık ve parçalı kalıyor.


Oysa bu tür dönüşümler, yalnızca teknik bilgiyle değil; organizasyonu bir bütün olarak okuyabilen, farklı disiplinleri aynı hedef etrafında hizalayabilen ve süreci uçtan uca yönetebilen bir bakış açısıyla ilerleyebiliyor. Deneyimin, metodolojinin ve dışarıdan gelen sağlıklı bir perspektifin katkısı da tam bu noktada anlam kazanıyor.


Yapay zekâ çağında fark yaratanlar, teknolojiye en erken yatırım yapanlar değil; değişimi doğru çerçeveleyen, insanı merkeze alan ve bu yolculuğu bilinçli yönetenler olacak.


DR. H.MURAT ÇEKİCİ

YATIRIM DEĞİL, YOLCULUK

YATIRIM DEĞİL, YOLCULUK

YATIRIM DEĞİL, YOLCULUK

İletişim

İletişime Geçin

Dr. H. Murat Çekici

murat@hmcekici.com

Bilgileriniz gizli tutulacak ve izniniz olmadan paylaşılmayacaktır.

© 2026 Dr. H. Murat Çekici. Tüm hakları saklıdır.

İletişim

İletişime Geçin

Dr. H. Murat Çekici

murat@hmcekici.com

Bilgileriniz gizli tutulacak ve izniniz olmadan paylaşılmayacaktır.

© 2026 Dr. H. Murat Çekici. Tüm hakları saklıdır.

İletişim

İletişime Geçin

Dr. H. Murat Çekici

murat@hmcekici.com

Bilgileriniz gizli tutulacak ve izniniz olmadan paylaşılmayacaktır.

© 2026 Dr. H. Murat Çekici. Tüm hakları saklıdır.